Ya Muhammed,
Dünya’nın en devrimci ve başarılı devlet adamı olmanıza ilişkin üstünlüğünüz ve görkemli kişiliğiniz, her türlü övgünün üzerindedir. Çünkü Siz, İslam diniyle, çağın en ileri ve insancıl kavramlarını insanlara tebliğ ederek, Arap yarımadasında bedevi kavimden bir imparatorluğu ortaya çıkardınız. İnsanlar arasında, dil, inanç, renk bakımından hiçbir farkın olmadığı, eşitlikler dünyasını var etmeye çalıştınız. Kutsal kitab’ın Necm Suresi’nin 39.ayetinde insanlara tebliğ ettiğiniz :”İnsan için say’ından başkası kendisinin değildir” hükmü, ne yazık ki, geçerli kural olamamıştır. Hıristiyan dünyasının en ünlü felsefe ve iktisat bilgini Karl Marx’tan 1220 yıl önce insanlara tebliğ ettiğiniz bu ilke, ülkemizde de “emek en üstün değerdir” sözüyle, sadece zihinlerde asılı kaldı. Siz bugün yeniden dünyaya gelseniz tebliğ ettiğiniz İslam dinini tanıyamazsınız, amacından saptırılarak, parasal, siyasal ve hatta yönetsel çıkar aracına dönüştürülmesinin acısını duyarsınız.
Kutsal kitabın Maide Suresinin 14.ayetinde Hıristiyanlar ve 64.ayetinde de Yahudiler arasına, Tanrı’nın düşmanlık ve kin soktuğunu tebliğ ettiniz. Oysa, kin ve düşmanlık şimdi, İslam dininin bireyleri ve ulusları arasına girmiştir; bir birine düşman olmayan komşu iki Islam ülkesine rastlamak artık olanak dışıdır. Sizin yaşamı terk ettiğiniz günden hemen sonra Ehli Beyt’den damadınız Ali katledildi. Kendi halinde, iyi yürekli yaşlı İmam-ı Azam Osman, ibadet ederken sırtından hançerlenerek öldürüldü, oluşturduğunuz İslam dini öylesine çok mezhep ve tarikatlara bölündü ki, aralarında kardeşliğin ve dostluğun izine rastlamak artık olanak dışıdır.Ülkemizde de Süleymancılar ve Nurcular adını alan hizipler, birbirine hısım değil, hasımdırlar. Hizbullah adını alan gruplar, kendileri gibi olmayanları işkence ile öldürebilmek-tedirler. Bu tür cinayetleri de din adına yapıyorlar.
İslamı kabul etmiş (ya da kabul etmiş görünen) komşu iki ülkeden hiç birinin ötekisine iyi niyetle baktığına bugüne kadar kimse tanık olmadı. Oluşturduğunuz dini kabul etmiş görünen barış içinde iki komşu İslam ülkesine rastlamak olanaksız. Sizin yaşadığınız dünya’da, otomobil, uçak, tren, elektrik, telefon, dürbün, televizyon bilgisayar keşfedilmemişti. İslamın akıl dini olduğu söylenmesine karşın, tüm bunları Hıristiyan dininden olan uluslardaki insanlar keşfettiler. Bugün renkli bir fotoğrafı, bir saniye içinde dünyanın öteki ucuna iletebiliyoruz. Dünyanın öteki ucunda neler olduğunu odadaki televizyon dedikleri cam kutuda izleyebiliyoruz. Yapılandırdığınız dini kabul eden ülkelerin hiç birinde, bu keşiflerden birini ortaya koymuş bir bilim adamına rastlayamazsınız. Eğer böyle biri varsa, o kendi ülkesinde değil, Hıristiyan kavimlerin ülkesinde öylesi olanağa kavuşabilmiştir. İslam dinini kabul etmiş görünen ülkelerin hemen tümü, Sizin değiştirmeye çalıştığınız cahiliye dönemini yaşamaktadırlar. Böylesi geri kalmışlığın temelde iki nedeni olabilir. Birisi, Islam’ın sadece oruç tutmak namaz kılmaktan ibaret olduğunun sanılması. İkincisi de, Islam’ın devlet yönetmeyi üstlenmiş olması. Sizin zamanınızda bu olanaklıydı, çünkü, devletin işlevi sınırlıydı, karmaşık değildi. Oysa, bugün devlet çok yönlü, çok farklı, çok çeşitli işlemlere göre değişik gelişmişlik düzeylerine ulaşmıştır. Üretim araçlarının çeşitlenmesi, deniz aşırı ticaret ilişkilerinin doğuşu, savaşların ekonomik çıkarlar çatışmasından kaynaklanması, devletin Sizin zamanınızdan çok farklı ve karmaşık görevler üstlenmesine neden olmuştur. Islam dünyası hala bu değişim ve gelişimin dışında yaşamını sürdürmektedir. O yüzden yenilikleri kendisi yaratamamak-ta, Islam dışı ülkelerin yarattıklarını kullanmakla yetinmektedir.
Bugün birbiriyle savaşan iki Islam ülkesi, kullandıkları silahları, topları, tüfekleri, tankları, bombaları, Hıristiyan ülkelerinden satın almaktadır. İki Islam ülkesi birbiriyle savaşmasa, Hıristiyan ülkelerinde gelişmiş savaş sanayi iflas eder, çöker.. Size hiç kimse arz etmemiştir, Arab Yarımadasında bir İslam ülkesi, komşu öteki İslam ülkesine hücum etmiş ve saldırıya uğrayan ülkesinin bireyleri, kendilerini kurtarmaya gelen “gavur” dedikleri Amerikan askerlerinin yere yatıp postallarını öpmüşlerdi. Televizyon denileni camlı kutuda bunu utanç duyarak seyrettik. İnsanlara tebliğ ettiğiniz bu dinin insanları, bu denli küçülmeyi göze almamalıydılar. Eğer, bilime, özgür düşünceye, gayrete ve araştırmaya yönelselerdi, bu denli geri kalmazlardı.
Sizin varettiğiniz dinin kurallarına göre yaşadığımı söyleyemem. O yüzden Size karşı kusurluyum. Fakat, kutsal kitabın Asr Suresine özenle uymaya, haksızlık etmemeye, haksız gelir edinmemeye çalışıyorum. Savurganlıktan uzak yaşıyor, doğada canlı ya da cansız ne varsa seviyorum.
Asr Suresi, Kutsal kitabın en kısa, en özlü olanıdır: “İnsanlar hüsran içindedir; sabır ve iyilik öğütleyenler hariç”. Hiçbir din adamının bu güzelim Sureyi anımsattığına, öğütlediğine tanık olmadım. İyi ve sabırlı olmamızı değil, bundan daha önemlisi bu iki erdemli kavramın kitleselleşmesi önerilmektedir. Güzel olan da, doğru olan da budur. Bu Sure, kutsal kitabın özü ve özetidir.
Ya Muhammed, tebliğ ettiğiniz bu dinin ne durumlara düşürüldüğünü Size iletmeyi görev biliyorum. İslam dininin amacından saptırılarak , şiddete, kine, hınca ve öfkeye dönüştürüldüğünü iletmeyi görev biliyorum. Ne yazık ki, bu da Islam adına yapılmaktadır. Oysa, Araf Suresi’nin 43.ayetinde,”göğüslerinizde kinden ne varsa hepsini çıkarıp atmışızdır” hükmüne rağmen, Cumhuriyete karşı “bu hıncı, bu kini, bu nefreti gösterin” diyen belediye başkanı gibi yobazlar türemeye başladılar. Ülkesini işgal eden düşmanın savaş gemisine sığınarak gece yarısı firar eden kişinin, yer yüzünde Tanrı’nın vekili olduğu söylenen Halife ve aynı zamanda Padişah olduğunu da Siz’den sakladılar. Halife iken düşman gemisine sığınarak ülkesinden kaçan bu haini, hala aklamaya çalışan yobazlar grubu ortaya çıkmaya başladı. Onların, iki yüzlü, cahil ve de nankör olmaları, İslam ile bağdaşabilir mi?
Madımak otelinde 37 seçkin kişiyi, oluşturduğunuz din uğruna diri diri yakanların, bu dine saygısı olabilir mi? Ülkemde yönetimin en üst katına tırmanmış olanlar, emek dışı gelir sahibi olabilir mi, bu dine saygı duysalar? Yalan söylemeleri, körpe çocuklarının olağanüstü servet sahibi olması, tebliğ erttiğiniz dinle bağdaşabilir mi? Afganistan’da cebinden oy pusulası çıkan kişinin burnunu ve kulağını kesmek, İslam ile bağdaşabilir mi? Kutsal kitap’ta Nahl Suresin’nin 30.ayetinde ön görülen, “güzel iş yapana güzellikler vardır” hükmü, ne yazık ki, İslam dünyasında umursanmaz oldu?
Sizin dünyamızı terk ettiğinizden çok kısa bir süre sonra eşiniz Ayşe ile damadınız Ali’nin bir biriyle savaşa tutuştuklarını, on binlerce kişinin canlarını yitirdiğini Size söyleyen olmamıştır. 125 yıl sonra Arap yarımadasında iktidara gelen Emevi’lerin hü-kümdarı, Hişam bin Abdumelik’in başkaldıran İmam Zeyd’in cesedini mezarından çıkarıp hurma ağacına astırdığını ve cesedi dövdürdüğünü de Size ileten olmamıştır. İslam tarihinde bir ölü, yeniden öldürülüyordu.
Ya Muhammed, ezan da okunmaz oldu. İslam dünyasında, “müezzin” denilen meslek erbabı da kalmadı. Şimdi Hıristiyan dünyasının keşfettiği adı Teyp olan küçücük kutu, “Ezan” ı nakletmektedir; İslam dünyasının “müezzin”i insan değil bu cansız kutudur. Elektrik kesilince de ezan nakledilmemekte! Üstelik kimileri, sokakta kaldırımda Hıristiyan dünyasının keşfettiği o kutudan aktarılan nakli ezan’ı dinleyip evinden getirdiği pis kartonu yere sererek, namaz kılıyor ve bunların sayısı da giderek artmakta. Kutsal kitabındaki, Müddessir Suresi’nin 4 ve 5.ayetlerinde “elbiseni temiz tut; pislikten kaçının” buyruğuna uygun mu bu sokak ortasında tozlu kaldırımlarda kılınan namaz?
Size bu dilekçeyi arz eden kişi Ali Nejat Ölçen, öyle müsteşar ve başbakan gördü ki, devlet dairesinde namaz kılarken, makam odasının kapısını açık tutar ve kendisiyle birlikte namaz kılıp oruç tutanları maaş zammı ile ödüllendirirdi. Islam dini rüşvet aracı olarak kullanılır mı? Kullanılıyor. Kutsal kitap üzerine yemin ettirilerek, bulgur, fasulya karşılığı oy dilenen, din bezirganı siyasal partiler türedi. Onlardan kimileri, Hıristiyan dünyasının keşfettiği adı bilgisayar olan araçlarla, din ile kin arasındaki çelişkiyi sergilemekten geri kalmıyorlar.
Ülkemizde, altında dükkan ve çarşı olmayan cami kalmadı. İslam bir bakıma ticaretle iç içe, yan yanadır. Ne kilise, ne havra ve sinagog’un altında çarşı, dükkan göre-mezsiniz. Onların kendi tapınaklarına saygıları vardır. Ticaretle iç içe değildir onların tapınakları. Ülkemizde, camilerin çoğu, ticaretle ve siyasetle iç içedir. Camilere armağan edilen nadide halıların kimlerin evine gittiğini de hiç kimse bilmiyor. Halıflex adında örtülerle kaplandı camilerimiz.
Tanrı’nın Yahudiler arasına kin ve düşmanlık soktuğunu kutsal kitabın bir ayetinde bildirmenize karşın, İsrail’de Museviler, çölü cennete çevirdiler. Avrupa ülkelerine limon, portakal, yumurta ihraç etmeye başladılar. Komşu olan İslam ülkesi Filistin’dekiler hala bedevi olarak yaşıyorlar. İsrail tanklarına taşla sopa ile karşı koymaya çalışıyorlar. Cahiliye döneminden bir adım ileri gidemediler.
Ya Muhammed,
Hırıstiyanlık var oldukça, İslam’da var olmalıdır. Dünya barışı bunu gerektiriyor. İslam dünyası, eğer, bugünkü düzeyinden arınarak, iyiliğin, doğruluğun, gayretin, gerçekçiliğin ve bilimin, özgür düşüncenin, 1000 yıl önceki gibi temsilcisi olabilmeli, yasaklar ve günahlar dini olmaktan kurtarılmalı ve din adamları, “Teoloji” öğrenimi görenler arasından seçilmeli, hoş görüyü ilke kabul edebilmelidirler. Kutsal kitap’ta Fussilet Suresi’nin 34.ayeti de aslında bunu buyuruyor. İslam dünyası, insan ilişkilerinde, bilimde ve teknolojide, Batı dünyasının giderek gerisinde kalmayı sürdürürse, günün birinde kendisinin yok oluş sorunuyla karşılaşması kaçınılmaz olacaktır. Dünya barışı, sadece bir dinin egemenliğine bırakılamamalıdır.
Ya Muhammed,
bunları size arz eden bir din adamının var olabileceğini sanmıyorum. Ben, her türlü şeameti göze alarak gerçekleri Size sunmaya gereksinim duymaktayım.İslam dinini, meskenetten, cehaletten ve siyasetten, şiddetten , gösteriş ve çıkar aracı olmaktan kurtarmanızı niyaz ediyorum. En derin saygılarımla, karşınızda eğiliyorum.
Ali Nejat Ölçen.